Röportaj | Mehmet Hasgüler
Mehmet Hasgüler, uluslararası ilişkiler ve Kıbrıs siyaseti alanındaki çalışmalarıyla tanınan Kıbrıslı Türk akademisyen, yazar ve siyaset bilimcidir. Uzun bir süre bölgesel diplomasi ve yönetimini yakından takip eden Hasgüler, şimdi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 2025 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bağımsız aday olarak siyasi arenaya adım attı:
Ülkemİzde seçİmler gerek nüfus yapımızdakİ asİmetrİk artış gerekse basındakİ ve sİyasettekİ fİnansal İlİşkİler nedenİyle adil olma vasfını yİtİrmİştİr.

Kendinizi muhalif bir aday olarak görüyor musunuz?
Muhalif bir adayım. Statükoya ve onun bir parçası olan siyasal anlayışlara ve partilere muhalifim.
Seçilmeniz durumunda yapacağınız ilk şey ne olurdu?
Görevimi Külliye’de değil Silihtar’daki tarihi Cumhurbaşkanı Muavini makamında sürdüreceğimi açıklamıştım. Dolayısıyla ilk yapacağım iş, Silihtar’daki binada mesaiye başlamak olacak.
Kuzey Kıbrıs'ta bağımsız adayların, partilere bağlı adaylarla karşılaştırıldığında seçimlerde eşit fırsatlara sahip olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle düşünmüyorum. Yaklaşık dört ay önce bağımsız adaylığımı açıkladığımda zor bir yola girdiğimin farkındaydım ama medyanın beni bu kadar görmezden geleceğini hiç hesaba katmamıştım. Dünya görüşü bana yakın gazeteciler bile beni görmezden geliyorlar. Medyada eşit temsil edilmiyoruz, seçim bütçelerimiz arasında dağlar kadar fark var. Yani, kesinlikle eşit fırsatlara sahip değiliz.
Bağımsız bir aday olarak medya görünürlüğü, tartışmalar veya mali destek açısından kişisel olarak karşılaştığınız başlıca engeller nelerdir?
Bir defa (Ersin) Tatar ve (Tufan) Erhürman’ın devasa bütçeleri var. Partileri, örgütleri yandaşları çok. Statükonun esaslı iki ayağı ile mücadele etmek kolay değildir! Daha birkaç hafta önce bana 70 bilboard’un haftalık bedelinin 2 milyon lira olduğu söylenmişti. Basit bir hesapla Tatar ve Erhürman’ın bilboard kirası için en az 50’şer milyon lira civarı harcadığını söylemek mümkün. Bu yalnızca bilboard bedeli. Medyaya ve sosyal medyaya verdikleri reklamlara, yüzlerce kişiye verilen kahvaltılara, kampanya ekiplerine harcanan paraları da eklerseniz ortaya anormal bütçeler çıkıyor.
Bazıları bağımsız adayların “sembolik” olduklarını ve etkilerinin az olduğunu savunuyor. Bu algıya yanıtınız nedir?
Hayatımda ikinci kez bağımsız aday oluyorum. 13 Haziran 2004’te, Kıbrıs’ın AB üyeliğinden sonraki ilk Avrupa Parlamentosu seçimlerine de bağımsız aday olarak katılmıştım. Seçimlerdeki tek Kıbrıslı Türk adaydım ve tüm engelleme çabalarına karşın 691 oy almıştım. Diğer 8 bağımsız adayın toplamından fazla bir oydu bu ve önemli bir başarıydı. Hiç de sembolik değildi.
Siyasi Konumlandırma Vizyonunuzu ana akım partilerden ve sağ eğilimli bağımsızlardan ayıran nedir?
Ana akım partileri sistemle büyüyen, sistemden beslenen ve onun doğal bir parçası olan yapılardır. Sistemi yaşatmak için kurgulanmışlardır. Temel farkımız burada. Ben sistemi değiştirmek isteyenlerdenim.
Siyasi alanın Türkiye gibi dış güçlerin güçlü etkisinde olduğu bir toplumda muhalif seslerin rolünü nasıl görüyorsunuz?
Cılız görüyorum. Bizde ana akım muhalefet halkı yatıştırmak ve oyalamak için çalışır. Burada tarihi süreçte oluşmuş muhalefet anlayışı ile halkın beklediği muhalefet çok farklı. Avrupa gazetesinin, tüm muhalefet partilerinden ve sivil toplum örgütlerinden daha etkili olması bunun en iyi göstergelerinden biri.
Birçok vatandaş kendini siyasetten uzaklaşmış hissediyor. Seçilmeniz durumunda sosyal adalet, gençlerin işsizliği veya göç gibi konuları nasıl ele alacaksınız?
Yurttaşlar bu siyaset anlayışından bir şey çıkmayacağına inandı. Bunu sahada net bir şekilde görüyorum. İşsizlik ve göç ikiz kardeş gibiler. Açgözlü patronlar kölelik koşullarında çalıştırmak için on binlerce yabancı işçiyi ülkemize doldurdular, bu koşullarda çalışmak istemeyen kendi insanlarımız işsiz kaldı. Her şeyden önce denetimsiz göçmen akışını durdurmak zorundayız. Eğer seçilirsem ilk işlerimden biri uluslararası gözlemciler eşliğinde bir nüfus sayımı yapılmasını sağlamak olacak. 2004 sonrası verilen vatandaşlıkların ve oturma-çalışma izinlerini de gözden geçirip, kurallara aykırı olanları iptal edeceğiz. Vatandaşlık ve oturma izinlerini medeni dünyadaki gibi belli kriterlere ve katı kurallara bağlayacağız. Cumhurbaşkanının yetkisinde bulunmayan işsizlik, sosyal adalet gibi konularda çalışmalar yürütüp hükümete somut önerilerde bulunacağım.
İşçiler, öğrenciler veya marjinal gruplar gibi sesini duyuramayan topluluklarla nasıl bağlantı kurmayı planlıyorsunuz?
Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kuracağım Gençlik Konseyi ve Halk Konseyi gibi platformlar, bu zamana kadar sesini duyuramamış tüm kesimlerin katılımını sağlayacak mekanizmalar olacak.
Sizin liderliğinizde kuzey için daha sosyal adaletli bir ekonomik model nasıl olurdu?
Bu konuda Cumhurbaşkanının yetkileri sınırlı. O yüzden Erhürman’ın aksine, bu konuda büyük sözler veremem. Ama Cumhurbaşkanlığı makamının imkanlarını yoksullara ezilenlere yönlendirerek onları bir nebze de olsun rahatlatabiliriz.
Ama büyük resme bakarsak, Cumhurbaşkanı eğer çözüme ulaşmayı başarırsa, zaten ekonomik kalkınma başlamış demektir. Çözümle birlikte AB’nin kalkınma fonlarıyla insanlarımız yeniden üretebilir, ürettiğinin karşılığını alabilir. Dolayısıyla, bir cumhurbaşkanı adayı olarak adil ve barışçı bir çözüm vadederken aslında ekonomiyle ilgili de söz vermiş oluyorum.
Mevcut siyasi çıkmaz göz önüne alındığında, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi konusunda kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?
Halkın istek ve emelleri bir çözüm bulunması yönündedir. Bu noktada halkın doğrudan sürecin içinde olacağı, aşağıdan yukarıya biçimlenen kolektif bir çözüm inisiyatifi örgütlememiz gerekiyor. Bunu yalnızca kuzeyde değil güneyde de yapmalıyız.
Türkiye, kuzey Kıbrıs'ın siyasi ve ekonomik geleceğinde nasıl bir rol oynamalı, ya da oynamamalı?
Kıbrıs’a yaklaşım Türkiye’de iktidardan iktidara, dönemden döneme değişiyor. Yunanistan’da ise böyle değil. Yunanistan Kıbrıslı Rumların iradesine, aldıkları kararlara saygı duyuyor, hatta bu kararları sahipleniyor. Biz de Ankara’dan Kıbrıslı Türklerin iradesine ve kararlarına saygı duyan bir yaklaşım bekliyoruz. Buradaki kararlarda son söz Kıbrıslıların olmalıdır.
Ekonomiye gelince, toplumumuzun kendi kendine yetebilmesini sağlamalıyız. Türkiye bize bu yönde destek vermelidir, çünkü bu onların da çıkarınadır.
Kuzey Kıbrıs'taki seçimlerin gerçekten adil olduğunu düşünüyor musunuz, yoksa bağımsız adaylar sistematik olarak marjinalleştiriliyor mu?
Ülkemizde seçimler gerek nüfus yapımızdaki asimetrik artış gerekse basındaki ve siyasetteki finansal ilişkiler nedeniyle adil olma vasfını yitirmiştir. Son birkaç seçimdir böyle bu. Bu düzenin sürmesini isteyenler elbette bağımsız adayları marjinalleştirmek isteyeceklerdir buna şaşırmamak lazım.
Bağımsız muhalif sesler dışlanmaya veya yok sayılmaya devam ederse, demokrasi için ne gibi tehlikeler görüyorsunuz?
Ülkemizde temsili demokrasi çökmüştür. Halkın neredeyse yarısının sandığa gitmediği bir yerde, seçim sonuçlarının gerçekten halk iradesini yansıttığını, KKTC Meclisi’nin geniş halk kesimlerini temsil ettiğini söyleyemezsiniz. Seçimlere katılım son 10 yıldır düzenli olarak düşüyor ve iki siyasi partinin cenderesinde olduğumuz sürece düşmeye devam edecek. Meclis’in temsil kabiliyeti daha da zayıflayacak. Bence en büyük tehlike bu. Katılımın yüzde 30’lara, indiğini bir düşünün. İktidara kim gelirse gelsin böyle bir durumda ülkeyi yönetemez.
Seçilirseniz, ana akım partiler dışındaki seslerin yönetimde daha fazla duyulmasını nasıl sağlayacaksınız?
Benim siyasal perspektifimin temel noktası, halkın karar süreçlerine katıldığı doğrudan demokrasi modelidir. Türkiye gibi büyük ülkelerde temsili demokrasi zorunluluktur ama bizim gibi küçük ülkelerde doğrudan demokrasi mekanizmalarını hayata geçirmek, halkın kararlara doğrudan katılımını sağlamak çok daha kolaydır. Seçilirsem, katılımcı ve çoksesli bir cumhurbaşkanlığı inşa etmek istiyorum. Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kuracağım Halk Konseyi ve Gençlik Konseyi gibi yapılar, sembolik değil yetki sahibi yapılar olacak. Karar üretecek ve bunu Cumhurbaşkanına sunacaklar. Aynı zamanda bu konseyler, Cumhurbaşkanının toplumdaki elçileri görevini üstlenecek. İnsanlarınızın sorunlarını, önerilerini Cumhurbaşkanlığına taşıyacaklar. Ayrıca, vatandaşların önerilerini sunabileceği, belirli konularda e-oylama yapabileceği, devletle etkileşimini şeffaf biçimde görebileceği dijital bir platform kuracağız. Estonya ve Finlandiya’da bu sistem başarıyla uygulanıyor, bizde de iyi sonuç alınacağına inanıyorum.
Yapısal dezavantajları bilmenize karşı bağımsız aday olarak seçimlere katılmaya sizi kişisel olarak ne motive etti?
Ben bir uluslararası ilişkiler profesörüyüm. Yayınlanmış 30’a yakın kitabım var. Bunların çoğu Kıbrıs uyuşmazlığı hakkında kitaplar. Kalanlar da uluslararası örgütler, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu üzerine. Uzmanı olduğum bölge bugün bir ateş çemberi. Böyle kritik bir noktada, sırtında siyasi parti bagajı olmayan bir uluslararası ilişkiler uzmanının yapabileceği çok şey olduğunu düşünüyorum. Kişisel motivasyonum buydu.
Muhalefetin sıklıkla susturulduğu bir ortamda umudunuzu ve direncinizi nasıl koruyorsunuz?
Muhalif seslerin susturulması kadar acı olan bir başka şey, ana muhalefetin ve sivil toplumun büyük bölümünün yaşananlara sessiz kalmasıdır. Çünkü herkes kendi küçük iktidar alanlarından memnun. Sistemde köklü bir değişiklik işlerine gelmiyor. Ama artık halkımızın bu gerçeği görmeye başladığını ve değişimin gelip kendisini dayattığını görüyorum. Bu değişime katkı koyma fikrinin beni umutlu ve diri tutan en önemli etken olduğunu söyleyebilirim.
Seçim kampanyanızı daha çok cumhurbaşkanlığı için bir mücadele olarak mı, yoksa daha geniş bir demokratik mücadelenin parçası olarak mı görüyorsunuz?
Asıl olan halkımızın özgürlük ve çözüm vizyonuna nefer olmaktır. Dolayısıyla kendimi geniş bir demokratik mücadelenin parçası olarak görüyorum.
Birçok kişi, kuzeydeki siyasetin Ankara'nın etkisi altında olduğunu düşünüyor. Yerel özerklik ile Türkiye'nin müdahalesi arasındaki dengeyi nasıl görüyorsunuz?
Bu tablonun sorumlusu, kolaycılığı seçmiş UBP ve CTP zihniyetidir. Halkımızın seçtiği ama Ankara’nın cebinde cüce olmayı başından kabul eden bir siyaset anlayışıdır bu. Şunu kesin olarak söyleyeyim, eğer seçilirsem büyükelçilerden emir alan, toplum lideri gibi değil de tören paşası gibi davranan bir cumhurbaşkanı olmayacağım.
Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasındaki ilişkilerde ne gibi değişiklikler görmek istersiniz?
Türkiye’nin Kıbrıs’ta iki devleti değil, iki demokrasiyi savunmasını isterdim. Kıbrıslı Rumlarla siyasi eşitliğimizi kurumsallaştıracak şey budur. Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ın demokrasisine saygı duyduğu zaman, Kıbrıslı Türklere uluslararası alandaki saygı da artacaktır. Bu hem bizi hem Türkiye’yi daha güçlü kılar.
Bazı çevreler, Kıbrıslı Türklerin sesinin gölgede kaldığını savunuyor. Sizin gibi bağımsız adaylar bu sesi nasıl duyurabilir- veya en azından, sizin bağımsız bir aday olarak böyle bir amacınız var mı? Türkiye'nin rolünün kuzeydeki demokrasiyi güçlendirdiğini mi, zayıflattığını mı düşünüyorsunuz?
Kıbrıslı Türklerin sesi Erhürman’ın dediği gibi son 5 yılda kısılmışsa, CTP neden muhalefet görevlerini yapmadı? Mesela mecliste bostan korkuluğu gibi durmak yerine sine-i millete dönebilirlerdi, meclisi boykot edip nedenlerini halka anlatabilirlerdi. Yapmadılar, çünkü iktidarıyla muhalefetiyle hepsi aynı güç odaklarının kontrolündeler. Türkiye’nin Kıbrıs’ta demokrasiyi zayıflatan bir rolü olduğu ise çok açıktır.
Kıbrıs Sorununun geleceği hakkında vizyonunuz nedir — yeniden birleşmeyi hala gerçekçi buluyor musunuz, yoksa şu anda farklı bir model uygulanabilir mi?
Birleşme şu anki ağır ekonomik ve sosyal sorunlarımızla çok zordur. Önce ekonomi başta olmak üzere birçok alanda yol almamız, Kıbrıs Cumhuriyeti standartlarına ulaşmamız gerekiyor. Bunun için, sömürgeden bağımsızlığa geçişte uygulanan genel rehabilitasyon modeline benzer bir geçiş sürecini hayata geçirmek çözüm olabilir.
Birçok kişi, müzakerelerin on yıllardır aynı çerçevede takılıp kaldığını savunuyor. Müzakereler için alternatif bir öneriniz var mı?
Çözüm yollarını aşağıdan yukarı inşa etmeli ve müzakere süreçlerine halkın doğrudan katılımını sağlamalıyız. Kıbrıs sorunu artık sadece müzakere heyetlerinin meselesi değildir. Ben doğrudan demokrasiyi çalıştırarak tıkanan noktaları aşabileceğimizi düşünüyorum.
Bağımsız bir aday olarak, partiye bağlı adaylara göre cesur veya alışılmadık çözümler önerme konusunda daha fazla özgürlüğe sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Elbette. Bir partiye değil, doğrudan halka karşı mesuliyetim var. “Bunu söylersem Ankara’dan arayıp fırça atarlar mı?” gibi bir korkum da yok. Bunlar beni daha özgür kılıyor.
Kıbrıs Sorunu'nu geçmişte kalmış bir mesele olarak gören gençlerle nasıl iletişim kurmayı planlıyorsunuz?
Bugün gençler siyasette ve karar alma süreçlerinde temsil edilmiyor, sadece seçimlerde hatırlanıyor. Bunu kırmanın yolu da gençleri daha önce sözünü ettiğim katılım süreçlerine dahil etmek. Cumhurbaşkanlığında oluşturacağım Gençlik Konseyi de bunun ilk adımı olacak.
AB, BM veya uluslararası aktörler, yerel sesleri dışlamadan Kıbrıs Sorununun adil bir şekilde çözülmesini sağlayabilirler mi, ve bunu ne şekilde yapabilirler?
Zaten BM bizi halk olarak, toplum olarak tanıyor. AB müktesebatı da bizim yanımızda, sadece mevcut durumdan dolayı fiilen uygulanmıyor. Bundan sonrası bizim ortaya koyacağımız vizyonla ilgilidir. Uluslararası örgütler alanında uzman olan, bu örgütlerin dinamiğini en iyi bilen ve gereken vizyonu ortaya koyabilecek tek aday benim.
Türkiye veya diğer uluslararası aktörlerin baskısının Kıbrıslı Türklerin müzakere masasında özgürce hareket etmelerini engellediğini düşünüyor musunuz?
Göreceli olarak evet. Kıbrıslı Türkler 1959-1960 Londra-Zürih antlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eşit kurucusudur. Bunun önemi çok büyüktür. Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki haklarımızı talep eden bir mücadele yaklaşımı herkesin bir adım geriye çekilmesine ve konuyu yeniden düşünmesine yol açacaktır. Kıbrıslı Türkler 1878 ile 1958 arasında varlık ve özgürlük mücadelesi verirken arkalarında kimse yoktu. Karşıda ise bir yanda İngiliz sömürge gücü, öte tarafta sayısal olarak bizden büyük Kıbrıslı Rumlar vardı. Böylesi zorlu bir sürecin sonunda kurucu ortak olmuşuz, bu haklardan vazgeçmek kadar büyük bir aptallık olabilir mi? Ayaklarımızı Kıbrıs Cumhuriyeti’nde kazanılmış haklarımızın üzerine basmalıyız. Bugün 110 bin Kıbrıslı Türk, Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşı. Bu bile bize çok şey anlatıyor.
Gelecekteki herhangi bir anlaşmanın her iki topluluğun iradesini gerçekten yansıtmasını sağlamak için ne tür garantiler talep edersiniz?
Bir kere şunu söylemek isterim. Garanti sistemi eski dünyanın bir modeli. İlkel ve aşağılayıcı bir sistem. Bununla birlikte halkımızın büyük çoğunluğu garanti ile güvenlik meselesini aynı görüyor. Bunun tarihsel sebepleri var. Ama sonuçta garantiler bizim ya da Kıbrıslı Rumların uhdesinde bir konu değildir. Garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın yetkisinde bir konudur. Bizim öncelikli konumuz ülkemizi birleştirmek ve sulhu esas kılmak olmalıdır.
13 EKİM, 2025
''Partilerin adaylarının arkalarında yılların bagajı var, Türkiye korkuları var. Statükonun devam etmesini, yarım asırda oluşturdukları patronaj ağlarını kaybetmek istemiyorlar. Bundan dolayı, partili siyasetçilere göre çok daha özgürüm.''
''Kuzey Kıbrıs'ın kendi demokratik seçimlerini yapabilecek kadar siyasi ve ekonomik bağımsızlığa sahip olduğunu düşünmüyorum. Ama bunu değiştirmenin bizim elimizde olduğuna inanıyorum.''