KAN ÇİÇEKLERİ
- Şener Levent

- 23 saat önce
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 6 saat önce

Unutulmuş nesillerimizin bir zamanlar gür seslerinin yankılandığı meydandan geçip giderken, küllenmiş sevdaların cesetlerine de bir selam uçuruyorum…
Tok sesler…
İnançlı sesler…
“Bağımsız bağlantısız, üslerden arınmış Kıbrıs”…
Hey Kıbrıs!
Benim sevgili yarim…
Söyle nerdeyim?
Sesini kaybeden bu şehir senin şehrin mi?
Flamaları ve kızıl bayrakları ile geçip gitti alaylar…
Devrim bıyıkları ve geniş paçalı pantolonları ile yollara yol, ırmaklara ırmak uladılar…
Tükürürüm bu meydana hatırlamazsa…
Yazın kalın puntolarla sekiz sütuna…
“Bağımsız bağlantısız, üslerden arınmış Kıbrıs”…
Gür sesler…
Bir yanardağ gibi patlayan sesler…
Nereye uçup gittiler…
Nereye kayboldular…
***
Kin çiçekleri kan çiçeklerine dönüştüğü günden beri uyku tutmuyor geceleri…
Sanki hiç doğmadık ve hiç yaşamadık burada…
Ellerinde tespih, ceplerinde bıçak, o kara suratlı sakallı adamlar ne zaman teslim aldılar seni?
Kahroldum…
Kaçtım unutayım diye…
Parçaladım hayatımı…
Volga’dan Tuna’dan geçtim…
Sibirya’nın dipsiz ufuklarına attım kendimi…
Şarap içtim trenlerde…
Tanımadığım yolcularla yarenlik ettim…
Sevdalarını anlattılar bana…
Ben de onlara seni…
Adını bile duymamışlar, nerden bilecekler…
Yüzyıllardır nasıl tecavüze uğradığını…
Nasıl ırzına geçildiğini…
Kıbrıs…
Benim sevgili yarim…
Gabriel Marquez’in hüzünlü orospularından selam var sana…
Bu gece bir Bogota meyhanesinde…
Bedenine sahip olan hiç kimsenin ruhunu hiçbir zaman teslim alamadığını herkes bilmez mi?
Bilmeyen varsa, ona da ben söyleyim…
***
Gittiğim yerlerden yıllar sonra döndüğümde bulamadım seni…
Papatyalar bildiğim papatyalar değildi…
Laleler bildiğim laleler değil…
Bir tanıdık yüz bulana kadar canım çıktı.
Boşuna arama dedi…
Yok işte yok…
Bitti…
Ambarlarda Rum evlerinden çaldıkları masaları, dolapları, aynaları satıyorlar…
Git sen de al!
Bahardı, Mesarya sarıya boyanmıştı…
Papatyalar beni görünce gözyaşlarını tutamadılar…
Burası bir papatya tarlası değil…
Toplu bir mezar!
***
Bir yabancıydım uzaklarda…
Ama asıl yabancılığın beni kendi yurdumda beklediğinin farkında değildim…
O kara sevdaların küllenmiş cesetleri ile ergeç randevusuz buluşacağımı biliyordum ama…
Meydanlara çıktım sonra…
Nerde o tok sesler…
O çağlayan gibi çağıldayan sesler nerde?
Söyle Kıbrıs…
Nereye kayboldular?
Bağıran bir kişi bile kalmadı…
Bağımsız, bağlantısız, üslerden arınmış Kıbrıs…
Yerin dibine batsın üslerin Kıbrıs…
Biz ne zamandan beri iki bölgeci, iki toplumcu olduk?
Ne zaman kaybettik ruhumuzu?
“Ayşe evine dön” demeyi ne zaman unuttuk?
Bize umut satmanıza gerek yok ahbap…
Bu kuşatmayı nasıl yaracağımızı bilirsen onu söyle bize…
“Ya sev ya terket” diye üstümüze gelenlere bir diyeceğin varsa söyle…
Küllerimizden doğar mıyız, doğmaz mıyız?
Falcıya mı sorayım?
Kana dönüşen kin çiçekleri bataklığını nasıl kurutayım?
***
Konuş benimle Kıbrıs, konuşacak kimse kalmadı…
Resmi ağızları bırak, küfret ağız dolusu…
“Sayın” diye başlayan bütün cümlelerini yak…
Ayak seslerimi farketme…
Bende kaldı gençliğinin izleri…
Uyurken alnından öpeyim seni…
_____________
*The article originally was published at 'Avrupa' Newspaper on May 14, 2026
Yorumlar