top of page
Search

MEKTUP | Elvan Levent

  • Writer: Elvan Levent
    Elvan Levent
  • Jul 22, 2025
  • 2 min read

İşler içinden çıkılamayacak bir hal aldığında, sevdiğim bir kitabın yirmi birinci sayfasını açar ve ilk yedi satırını okurdum.


Gerçeğin orada olduğuna inandığım sürece, aradığımı bulurdum kuşkusuz:‘’Bir vakitler kalbimi aşkıyla ısıtmış olan güneş, ispat ve reddederek, bana güzel gerçeğin tatlı yüzünü göstermişti. Ben, yanlışımı düzelttiğimi ve buna kanaat getirdiğimi itiraf etmek düşüncesiyle konuşmak için başımı gerektiği şekilde kaldırdım.

Fakat birden gözüme bir şey göründü. Dikkatimi öyle kuvvetle kendine çekti ki, itiraf edeceğim şeyleri söylemeyi unuttum’’ (*)…


Bu kadar ölümün ve ayrılığın arasında; ki, geri dönüşü olmayan her ayrılık da küçük bir ölümdü, her türlü vasat düşünce, ustasını harcamaya mahkumdu.


Söylenecek başka ne varsa, hep sonraya bıraktık.


Çiçekler yandı, çınarlar devrildi, kahrolsun ve kahrolsun dediği ne varsa, hepsinin kahrını çekti, saçları ağardı, yaprakları sarardı durmadan yazdığı defterin.


Ve işte yaz geldi; sıcak ve yapışkan. Kilisinin bahçesindeki horozlar deli gibi bağırıyor sabahları. Sabahtan içmeye başlayan kadın, ‘’Bugün veya yarın ölmek benim için farketmez’’, diyerek kiliseye giriyor- kokusu güzel diye.


Arkadaşım gitti. Uzun bir koridorda vedalaştık. Yaz bana.


Bomboş odasına baktım. Sanki o odada hiçkimse yaşamamış gibiydi.  O balkonda kaç yaz gecesi durup yıldızlara bakan biz değildik sanki.


Ve sanki kelebeğin bir kanat çırpışı kadardı…


Bu birden tüm hızını alıp esen rüzgar, kulağımda biriken tatlı uğultu, kumlara yazdığım yazıyı iz bırakmadan silen okyanusun suları, bulutların ardından şaka yapar gibi görünüp kaybolan güneş…


Evet. Hepsi bu kadardı.


Yıllar sona habersiz çıkıp gelen ve beni bu yedi tepeli şehirde bulan kayıp ruhların, göz göze geldiğimiz ilk anda yitip gitmeleri bir tesadüf değildi kuşkusuz.


Gökten yağmur değil toz yağması, Lizbon’da birbirlerini tanımayan insanların selamlaşması ve Kıbrıslı Türklerin Türkiye’den kovulması bir tesadüf değildi.


Geriye dönüp bakınca herkesin yanıldığını görmek, bu serin yaz akşamı sarfedilen sözleri de şaibe altında bırakıyordu kaçınılmaz olarak. Buna itirazı olanlar hemen atılıp bir not daha yazdı:Hiçbirşey görünmüyorsa, ışıkları söndürün.


Savaş ve barış konusunda anlaşamadıklarımızla, birdenbire konuşacak başka hiçbir şey bulamadığımız için konuşmayı bıraktık.


Kavgasız gürültüsüz ve hiç anlatmadan.


Ama aydınlık bir odada, önündekini görmeyip, oraya buraya çarparak dolaşanların kırıp döktüğü camlar hepimize batıyor.


‘’En zoru karşı tarafı ikna etmek değil’’ diyor Moty Cristal*, ‘’Esas zor olan kendi tarafındakileri ikna etmektir’’…


Siyasete atılarak dünyayı değiştirebileceğine inanan bir Portekizliyle sabaha karşı Tejo nehrinin kıyısında durduk.


Sanki hiç akşam olmamış, hiç sabah olmamış, sanki nehir hiç huzur bulmamış gibiydi.


Sular durgundu oysa…


Ve uzaklardan bir yerden Amalia Rodrigues’in hüzünlü sesi duyuluyordu.


___________


(*) Dante, İlahi Komedya


*   Avukat, uluslararası siyasi görüşmelerde profesyonel arabulucu.

 
 
 

Comments


bottom of page